Kız kulesi

İstanbul limanında, Boğaziçi'nin giriş yerinde, Salacak'la Üsküdar arasında, deniz ortasında büyükçe bir kaya üzerinde bulunan tarihi kuledir. Tek katlı bir yapı ve deniz fenerinden meydana gelir. Bugünkü durumunu alıncaya kadar pek çok değişiklikler geçirdi. Yüz yıl önceki biçimi ile bugünkü görünüşü arasında bile büyük farklar bulunur. Bu yüzden Kızkulesi yapısından çok bulunduğu yer ve adı ile ünlüdür. Yabancılar kule ile ilgili çeşitli hikayeler dolayısıyla burayı «Leandr Kulesi» adiyle anarlar. Türkler'in Kızkulesi ile ilk ilgisi Osmanlı Beyliği'nin kuruluş yıllarına rastlar.

Üsküdar'a gelen Orhan Gazi ile Kızkulesi'nde bulunan Bizans İmparatoru Mateo Kantakuzen arasındaki görüşmeler, sandalla gidip, gelen elçilerin aracıIığıyla yapıldı. İstanbul'un fethinden sonra onarılan kule, Osmanlı Türkleri tarafından da sürgün ve hükümlülerin kapatılmaları için kullanıldı. Kızkulesi bugün bir deniz feneri olarak gemilere ışık tutar. Dakikada 20 defa yanıp sönen bu ışığı gemiciler 4 mil açıklardan görür ve Boğaziçi'ne girişlerini buna göre ayarlarlar. Kule bugün Deniz Kuvvetleri emrinde bulunmaktadır.

Marmara Denizinden İstanbul’a girişte Üsküdar’a yakın, denizin ortasında bir kaya üzerine inşa edilmiş tarihi kule. Zamanımızda deniz feneri olarak kullanılmaktadır. Dakikada 20 defa yanıp sönen ışığı ile, gemicilere boğaza girişlerinde yol gösterir. Kız Kulesi fenerinin ışığı, dört mil uzaktan görülür. Kız Kulesi, Üsküdar’dan denize doğru uzanan burnun, 200 m kadar açığında bulunmaktadır. Kız Kulesinin inşası hakkında, miladdan önceki devirlere kadar varan değişik rivayetler bulunmaktadır. Bu efsanelerin çoğu gönül hikayelerine dayanmaktadır. Aynı tarzdaki hikayeler Anadolu’nun muhtelif yerlerinde bulunan kız kuleleri için de anlatılır. M.Ö. 411’de Peloponnes Savaşları esnasında Boğaz deniz trafiğini kontrol altına almak isteyen Atinalılar tarafından, bu kara parçası üzerine bir gümrük binası yapılması ile Kız Kulesinin tarihi başlar.

kız kulesi

Bizans İmparatoru Manuel Kommenos’un Sarayburnu ile kule arasına bir zincir çekerek Boğazı kontrol altına alma teşebbüsünde bulunduğu bilinmektedir. Kız Kulesinin daha sonra harab olduğu söylenmekteyse de, 1453’te İstanbul’un fethi sırasında buranın savunmasının Venedikliler tarafından yapılması, fetih esnasında kulenin faal olduğunu göstermektedir. Fetihten sonra, imar edilerek, Boğaz ve İstanbul’un müdafaasında istifade edilmiştir. On beşinci asrın sonu ile on altıncı asrın ilk yarısına ait gravürlerde, Üsküdar açığında ufak bir kale görülür. Piri Reis’in İstanbul haritalarına bakılınca, burada etrafı mazgallı duvarla çevrili, ortasında küçük bir kulenin varlığı fark edilir.

Kız Kulesi çevresinin sığ olması sebebiyle on yedinci asırdan sonra kuleye bir fener konulmuştur. 1719 senesinde çıkan bir yangında ahşap kısımları tamamen yanan Kız Kulesi, Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından yeniden kargir olarak inşa edilmiş ve on sekizinci asırda devlet adamlarının haklarındaki kesin karar verilinceye kadar hapsedildikleri bir yer olarak kullanılmıştır. Boğaz istihkamlarının yeniden ıslahı ile vazifelendirilen baron de Tot’un Kız Kulesi bataryalarının faal olduğunu yazması, buranın sonradan ehemmiyet kazandığı ihtimalini ortaya koymaktadır.

Sultan İkinci Mahmud Han devrinde tamir edilen Kız Kulesi, bu padişahın son zamanlarında kurulan Karantina Teşkilatının kontrol istasyonu olarak kullanılmıştır. Kulenin giriş kapısının üzerinde, rakım Efendinin hattıyla Sultan İkinci Mahmud Hanın tuğrası bulunmakta ve 1832-33 (H.1248) tarihinde adı geçen padişahın tamir ettirdiği yazılıdır. Daha sonra deniz feneri olarak kullanılan Kız Kulesi, cumhuriyet döneminde Denizcilik Bankasından Milli Savunma Bakanlığına devredilerek, Deniz Kuvvetlerinin emrine verilmiştir.

Son eklenenler

opu
npn

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç